Bütün seçenekleri düşündüm: Ölmeyi de, öldürmeyi de.
Yaşamı hayat terazisinde tartmayı denedim, yaşamamanın ağır basacağını bile
bile. Sorular... Ucu açık ve zehirli olan o sorular... Ne kadar masummuşum
küçükken, söylenen sözleri gerçek sandığım için. Bu zamanlarda doğruyu
söyleyecek aptalları(!) bulmak o kadar nadir ki. Aldığım elma şekerini
bitirmeden yere attım. Kabullenemiyordum beni bu hale getiren acımasız bu
dünyada hala tatlı bir şeylerin var olduğu düşüncesini. Yanımdan geçen çifte
yanlışlıkla(!) omuz attım, genç oğlanın kıza aldığı güzelim çiçekler mahvoldu.
Yazık! Eskiden en sevdiğim çiçekti papatya. Birileri için koparılmaya başlayana
dek yaprakları ama. Tek mutluluk kaynağım olmuştu diyebilirim bir ara papatya
falları. Ahh ne çok papatya katili olmuştum o zamanlar. Yüzde elli iken seviyor
çıkma olasılığı, sevmiyor çıksa bile yanlışlık yapmışım diyerek avuturdum
kendimi. Aynı bir zamanlar annemin de beni masalları ile avuttuğu gibi.
Yaşam ne garip değil mi? Yıllarca sevildiğini düşünürsün
ya da inanırsın-inandırırsın kendini. Sonra biri gelir bunun aksini söyler.
İşte hele o biri, aşık olduğun kişiyse sonun felaketin olur. En sevdiğin mevsim
sonbahar, seni en iyi tanımlayan sözcük yalnızlık, en etkilendiğin şair ise Attila
İlhan olur: ‘’... felâketim
olurdu ağlardım’’
Zordu bu anlarda
manasını kaybetmiş kelimelere anlam yüklemek. Kaçınılmaz sandığım yollardan,
kaçamak düşler kurararak kaçmak heyecan verici olabilirdi, şayet çektiğim onca acıdan sonra
kullanabilseydim hala soğukkanlı hislerimi.
Acıdan uyuşmuş ben, acı ile uyuşturduğum kabuk bağlamamış o yaralarım. Biz bir bütündük zaten. Birbirimizin her şeyi ve hiçbir şeyi. Varlığımız yokluğumuza gebeydi sanki.
Uzun bir yolculuğa çıkmayı ne çok istemiştim. Her şeyden uzaklaşmak ne güzel olacaktı-kendimden bile. Masum hayalleri sadece hak edenler kurarmış. Ucuz bir romanın yırtık sayfalarına yazılmıştı sanki alın yazım. Okunmayı ve yaşanmayı hak etmeyecek kadar utanç doluydu hikayesi. Dedim ya bütün seçenekleri düşündüm diye. Ya ölmek ya da öldürmek vardı içlerinde. En doğrusunu seçtim ben de. Kime göre olduğunun önemi yok! Acılardan yıpranmış şekilde hunharca katledilirken hislerim, bunu yaşatandan kim hesap sormuştu ki şimdi kararı mı irdeleyecektin! Olmak ya da olmamak denmiş ya zamanında bütün bir meseleyi tanımlamak için. Ölmek ya da öldürmek benim için de mesele. Bunda da aynı şey söz konusu. Ölmek de öldürmeye gebe.
Aşk, bir zamanlar küçük bir kız çocuğuydu. En çok o hallerine aşıktım belki de.
Ben ne kendimi öldürebildim ne de seni ben de öldürebildim be çocuk! Seçtim dedim ama seçemedim o en doğruyu: Öldüremedim kendimi. Acısını ise ben yine her gün yaşamakla yaşıyorum...
T.K