Aklıma gelen bütün yalanları söyledim, aklına gelenleri de. Elimden geldiğince kandırmaya çalıştım onu. Başardım mı, bilemiyorum. ‘Başarmak’ tanım aralığı geniş bir sözcük. Gerçekler inandırıcı değil bu aralar. O yüzden bu yolu seçtim belki. İlerde ‘keşke’ diyeceğim bunun için. Büyük bir keşke olacak belki de. Olsun diğerlerinin yanına koyarım onu da, yalnız kalmaz ya benim gibi. Peki ya inanmadıysa bana, bu da bir olasılık sonuçta. Gözlerime baktı çünkü, ben önceden yazdığım senaryoyu ona okurken, büyük nefretle bakıyordu bana. İnanmadığım şeyleri, uğrunda öleceğim gerçeklerle eşdeğermiş gibi ‘tuttum’ ve cümlelerim çenemden kaydı, yere düştü, kırılmadan ‘tuttum’. Sözde gerçeklerin dünyasında, yalanlarla parçalanıyorduk. İnandı sanırım o anda bana. Emeklerim boşuna gitmemişti, mutlu oldum ama belli etmemeliydim. Yarım kalan kahvesi aynı sohbetimiz kadar buz kesmişti.
Bazen yalanlar gerçeklerden daha acıtıcı olurdu. Okuduğun romanın son sayfasına geldiğinde, o son sayfayı yırtıp denize atasın gelirdi, sonlardan hoşlanmadığın anlarında olurdun.
Bazen yalanlar sığınılacak güzel bir liman, limanlarsa birbirinden harika yalan gemicikleri ile dolu olurdu. Demir atıp beklerlerdi. Doğru kasırgalarından kaçmışlardı belki de.
Sıkıntılı bir havada ‘mutluyum’ demek nasıl serinletirdi havanı. Doğru zamanlarda doğru cümleler kurmak… Bazen izlediğin bir film hüzünlendirirdi seni bazen o film zaten hayatın olurdu. Bir yaprak daha düştü ağaçtan evinin önüne. Sonra en sevmediğin komşun üzerine basıp zilinizi çalarak bir şeyler istedi.
Odana geçtin, biraz depresif-biraz melankolik olan maskeni taktın. Dışarı çıktın.
Sana yeşil çok yakışıyordu. Ağlarken gözlerinin mavisi ile harika bir uyum oluşturuyordu, bilemezsin. Hele gökyüzü de masmavi ise, oturup ağlamaklı halini izlemek bir sanat filmi izlemek kadar doyurucu olurdu benim için.
Yalanlarla doyurdum seni ve bana kin doluşunu seyrettim keyifle. Seni de kendimden uzaklaştırmayı başardım, seni çok sevsem de.
Çünkü ben, kendimi bir başkası ile paylaşmayı çekemeyecek kadar kendini seven bir insan oldum.
Bunu bana, ben 10 yaşındayken vefat eden bir yazar öğretmişti: okuduğum kitaptan.
Bir Pazar günüydü hatırladığım kadarıyla.
En az şimdiki kadar yalın bir hüzünle oturmuştum onun gibi banka.
En az onun gibi kendimi seviyordum ve kimse ile paylaşmayacaktım.
Belki de…