Doğduğumuz andan itibaren başlar maraton. Belki buna ilk tepkimiz bu yüzden ağlamaktır, haykırmaktır, istemiyorum dercesine. Sınavlar, bitmek bilmeyen ve istemediğimiz kadar çok olan o sınavlar. Birinden iyi yaptım artık bitti diyemeden diğerine, ikincisi felaketti ama bu sondu diye çığlık atamadan bir ötekisine girdiğimiz, hayatımızın giriş anahtarı denilen sınavlar.. Sizce de çok fazla sınav olmuyor muyuz? Ya da hayat gerçekten de sınavdan ibaret klişe tanımlı 2 heceli basit bir sözcük mü?
Çok değil, daha geçen yıl tanıdım onu. Aslında üniversite kütüphanesinde kendimi bulduğum her an, onu görebiliyordum. Her zaman aynı yeri kendine tutardı, çantasını masanın sol köşesine bırakıp kafasını kaldırmadan hep aynı bakışlarla, bir şeylerle uğraşırdı. Tanışmamız bahar döneminin ilk haftalarında oldu. Yanına oturup bir şeyler sormuştum, sonra da öğle arası birlikte yemek yemiştik. Çok fazla konuşmazdı, aklı hep kütüphanede bıraktığı sorularda olurdu. Suskunluğu bozup, “Yeter artık bırak dersleri düşünmeyi, sen hiç konuşmazsın” dedim. Yüzüme baktı, yutkundu “Ne hakkında” dedi biten nefesini almasına izin vermeden “ Hayat hakkında” dedim.. Ellerinin bir an titrediğine şahit oldum, sanki söylediklerim bir tokat gibi çarpmıştı benliğine. Cevap vermeden uzaklaştı, bu onunla ilk ve son konuşmamız oldu.Hayatı bir kez kaçıran kişinin, diğer seferi de yakalaması hep zor olmuştur. Kaçan seferler, hep bir değerini de kaçırtacak cinste etkileyicidir.
Keşke dedim sınavlarda 6. şıkkımız olsa, onu bize bıraksalar. Kendi doğrularımız hep doğru çıksa, 6. şık sınavlarla hayatın bir köprüsü olsa ve bu sayede hayatı bu köprü yardımı ile kaçırmasak. Keşke dedim kitaplar hep formülleri değil de hayatı da anlatsa, içinde biraz da biz olsak. Dedim keşke hayatı bir kez kaçıranların 2. birer şansı olsa. Herkes görse, formüller hayatının çözüm yolu değil, 0 puan verilen her soru yanlış değil, senden daha iyi notlar alan kişi senden daha iyi değil, bütün sorular sorun değil.. Keşke dedim keşke…
11. soruyu yine aynı şıkla işaretledim, 12.sinde yine aynı şık.. Uyardı yanımdaki beni, “bu kadar üst üste aynı şık olmaz, yanlışın var” dedi. “Belli standartlara, kısmi otoritelere, ismini hiç öğrenemeyeceğimiz kişilere göre yanlış olabilir ama bu benim doğrum” dedim. Her zaman kendi doğrularım başkalarının yanlış dediklerinden üstün gelirdi.
Makasladım sorunları, cümleleri kelimelere ayırdım, farklı kombinasyonlarla farklı anlamlar yakaladım. Hepsi doğruydu, kimse 4 anlamım yüzünden 1’ini yok etmeye çalışmadı. Hayatın anlamını yok ederek kaçırttılar, renklerin içine hep biraz daha siyah kattılar. Gözlerinde yaşam hep gün batımı tablosu oldu insanların. Kahvemi yudumladım günün en zifiri anında ve elime kibrit kutusunu alıp bir mum yaktım, sönmeye yüz tutmuş yarınlara.
O zaman hiç unutmayalım: 6. şıklarımız olmalı bizim. Trafiğin yoğun olduğu anlarda hayata kavuşturacak alternatif köprülerimizdir zira onlar bizim için. Bazen bütün soruların sorun olmadığını anladığımızda kendimize “ne yapıyorum ben” diye sormalıyız. O zaman hayatın neresini kaçırdığımızın farkına varıp çok geçmeden kaçan kısmın peşine düşebiliriz. En azından bir şey yapmamaktan iyidir değil mi?